Blog

Fotoğraf çekerken ışık kullanımı

IŞIK

Fotoğrafı etkileyen en temel öğe ışıktır. Işık enerjisi olmadan herhangi bir görüntünün fotoğrafik görüntüye dönüşmesi mümkün değildir. Bizim algımız ve görünür ışık fotoğrafçılığı yalnızca mor ile kırmızı arasında kalan elektromanyetik dalga boylarını içermektedir. Bu spektrum dışında kalan bizim kimyasal ve dijital yardımcı araçlar olmadan göremeyeceğimiz bir evren daha var.

Işığı bir kaynaktan her yöne doğru dalgalanarak yayılan parçacıklar olarak düşünebiliriz. Cisimler ışık kaynaklarından aldıkları ışık parçacıklarını saniyede 300000 km’lik bir hızla helezonik dalgalı bir biçimde yansıtarak görüntülerini oluştururlar. Bütün ışık türlerinin hızı aynı olduğu halde dalga boyları farklılık göstererek ışığın niteliğini belirler. Dalga boyu kısa olan zayıf, dalga boyu uzun olan ise güçlü ışıktır. Görebildiğimiz en uzun dalga boyu kırmızı, en kısası ise mavidir.

Işık kaynaklarını rengine göre tanımlarken onları tek renk ve polikromatik (yani çok renkli) olarak tanımladıktan sonra polikromatik olanları kesintisiz ve kesintili spektrumdan oluşanlar olarak ayırabiliriz. Siyah bir cismin ısıtılması ile elde edilen ışık kesintisiz olmasına rağmen spektral ağırlığı sıcaklık ile birlikte değişmektedir. Sıcaklığın artması ile birlikte önce kırmızı ışık yaymaya başlayan cisim daha sonra turuncu, sarı, beyaz, mavi, mor renkleri yaymaya başlar. Bu yolla ışık yayan kaynakların sıcaklıkları Kelvin olarak ölçüldüğünde;

RENK SICAKLIKLARI

Işık Kaynakları

(ºK)

Kızgın demir (Gözle görülen ilk kırmızılık)

800

Kızgın demir (Bayrak kırmızısı)

1250

Mum ışığı

1900

60 W ev ampulü

2800

100 W ev ampulü

2860

200 W ev ampulü

2900

500 W projeksiyon ampulü

3100

1000 W tungsten-halojen ampulü

3100-3200

Normal Flüoresan ampulü

3700

Daylight Flüoresan ampulü

4800

Elektronik flaşlar

6000-7000

Güneş ışığı

5000-5500

Bulutlar

6000-6500

Bulutsuz gökyüzü

7000-14000

Tablodaki, sıcaklıktaki cisimlerin sıcaklığı ile eşdeğer renkte olduğu hesaplanmıştır. Amatör piyasadaki filmlerin çoğu bu nedenle 5500K’de en iyi sonucu verecek şekilde üretilmektedir. Stüdyo fotoğrafçılığı filmleri paraflaş kullanımdan ötürü daha yüksek sıcaklıklarda sonuç verecek şekilde üretilirler. Ayrıca profesyonel paraflaş sistemlerinde renk sıcaklığı ölçüm sistemleri ve ayarları bulunmaktadır. Genellikle kullanılan 5500K’de sonuç verecek şekilde üretilmiş filmlerle, güneş ışığından başka ışık kaynaklarından yararlanırken olası renk kaymalarını önlemek için bazı hesaplar gereklidir.

Kelvin sistemi kullanılırken hesaplar zor olduğundan Micro-Reciprocal Degree’nin kısaltması olan MIRED derecesi kullanılmaktadır. (MIRED = 1000000/Kelvin) Örnek olarak ev içerisinde Tungsten Işığı kullanılarak yapılacak bir çekimde sonuçların Turuncu çıkmasını önlemek için kullanmamız gereken düzeltme miktarı şöyle hesaplanmaktadır . Film MIRED değeri – Mevcut Işık MIRED değeri = (1000000/5500) – (1000000/2800) = 182 – 357 = -175 MIRED. Bu durumda toplam -175 MIRED düzeltme yapmamız gerekecektir. Bunun için -130 MIRED düzeltme yapan 80B numaralı Mavi filtreyi, -45 MIRED düzeltme yapan Açık Mavi 82C filtresi ile birlikte kullanmamız gerekecek. Açık mavi ve açık turuncu renkte olan filtreler renk düzeltme dışında fotoğrafa sıcak veya soğuk bir hava vermek için sık sık kullanılmaktadır

Işık kaynağında dikkat edilecek başka bir özellik içerdiği Ultraviyole miktarıdır. Fotoğraf Emülsiyonlarındaki mavi katman UV’ ye en duyarlı katmandır. Gözle görülememesine rağmen UV ışınları fotoğrafın Mavi çıkmasına sebep olurlar. Bu maviliği önlemek için renksiz olan bir UV filtresi veya UV ışınlarını süzme yeteneğine sahip SkyLight adında açık pembe filtresini kullanmak hem objektifinizi temiz tutacak hem görünmeyen ışınlar tarafından fotoğrafta meydana gelecek olan renk kaymalarını önleyecektir. Açık havalardaki aşırı UV bazen pozometreyi etkileyerek sonuçların koyu çıkmasına sebep olur. Bu durumlarda pozometrenin önerdiği değerden bir stop daha fazla pozlandırma sonucu çözecektir.

KONTRAST

Fotoğrafta en karanlık ve en aydınlık bölümler arasındaki ışık yoğunluğudur. Örneğin; Işık kaynağından yayılan ışığın konuyu her yönden eşit bir şekilde aydınlatması sonucu (bulutlu havada çekilen) fotoğrafta kontrast düşük olur. Bunun karşıtı ışığın tek bir yönden konuyu aydınlatması sonucu (güneşli havada çekilen) fotoğrafta kontrast yüksek olur.

İyi bir fotoğraf için kontrast ana etkenlerden birisidir. Fotoğrafta kontrast ne fazla ne eksik olmalıdır.Yüksek kontrast koyu gölgelerden parlak beyaz aydınlıklara kadar geniş bir ton farklılığı içerir. Az kontrast karanlık gölgeler ve parlak aydınlıkların aşırı uçlarını içermeyen daha sınırlı bir ton farklılığı ifade eder.

Parlak güneşli bir havada yani kontrastın yüksek olduğu zamanlarda bir yere baktığımızda tüm ton farklılıklarını algılayıp detayları rahatlıkla görebiliriz. Unutulmaması gereken filmlerin ton farklılıklarının gözlerimiz kadar olmadığıdır. Film farkı göz ardı edilirse gözümüzün gördüğü detayları fotoğrafta göremeyiz.

Güneş ışınları, açık alanda her noktayı aynı derecede aydınlatırlar.

Nokta ışık kaynaklarından yapılan aydınlatmalar da uzaklık artıkça konuya düşen ışık şiddeti azalır.

Arkası yansıtıcılı kaynaklar, koni şeklinde, ışık kaynağından uzaklaştıkça genişleyen bir ışık huzmesi oluştururlar.

Diğer bir ışık kaynağı da gökyüzü, açık renkli duvar yüzeylerinden gelen dağınık ışık kaynakları şeklinde tanımlanabilir.

DOĞAL IŞIK

Doğa da fotoğraf çekerken ışık tek bir kaynaktan yani güneşten gelir. Flaş, lamba, ateş, ayışığı, reflektör gibi kaynaklar gün ışığının etkisini artırmak için kullanılırlar. Işığın kalitesi; günün saati, konuya geliş yönü, ışığa müdahale veya filmin özelliklerinden dolayı etkilenir.

Bir nesne üzerinden yansıyan ışık, nesnenin özeliğine bağlı kalarak düzgün, dağınık, kontrastlı,sert , yumuşak, donuk, sıcak, soğuk veya kırmızıdan maviye doğru değişik anlamlar verebilir. Genellikle donuk, mat mavimsi ışık sakin ve durağan bir anlam verir. Koyu ve sıcak ışık daha fazla heyecan ve enerji verir. Renkler bölümünde hangi rengin hangi anlamlar verdiğine bir göz atmanızda yarar var.

Göze hoş gelen fotoğraflar ışığın düzgün dağıldığı ve derinlik hissi vererek kontrast yaratan, çok koyu keskin olmayan gölgelerin yumuşak olduğu fotoğraflardır.

Doğru ışıktan yaralanmak için ışığı çok iyi okuyabilmeliyiz. Bu da artan tecrübe ile olur. Yani daha çok fotoğraf çekip, farklı ışıklarda aynı konuyu çekerek fotoğrafı nasıl etkilediğini görerek, daha çok fotoğraf görerek onların nasıl bir ışıkta çekildiğini inceleyerek ve sorarak öğrenebiliriz.

ÖNDEN GELEN IŞIK

Işık kaynağı konunun önünde fotoğrafçının arkasındadır. Konu bakış yönündeki her noktasından eşit miktarda aydınlanmış ve hiç gölge yoktur. Gölgenin yokluğu derinlik duygusunu yok eder. Bu tür ışık detay verme ve renkleri gösterme açısından çok etkilidir.

YANDAN GELEN IŞIK

Daha güçlü ve zengin görüntüler elde edilir. Sağ veya soldan gelen ışık gölgelere neden olduğu için görüntünün dokularını daha belirginleştirir. Yandan gelen ışıkla oluşsan bu gölgeler fotoğrafa derinlik duygusu kazandırır. Doku ve desen çekimlerinde bu ışık kullanılmalıdır.

Gölgelerin oluşturduğu kontrast çok yüksek ise gözün görebildiği detayları fotoğrafta göremeyeceğimizi söylemiştir. Bunun için dolgu flaş kullanarak yüksek kontrast düzeyi düşürülebilir.

TERS IŞIK

Işık kaynağı konunun arkasında fotoğrafçının önündedir. Ters ışıkta fotoğraf çekmek çok zordur ama çok etkili fotoğraflar elde edilebilir. Önden gelen ışıkta nesnenin görmediğimiz tarafını aydınlattığı için bakış yönümüzde detaylar kaybolur ama nesnenin dış formu belirginleşir. Konunun etrafındaki ışık hüzmeleri fotoğrafı güzelleştirir. İstenirse nesne dolgu flaşı ile aydınlatılabilir. Bunu fotoğrafa yükleyeceğiniz duygu belirler.

NOKTASAL IŞIK

Işık kaynağının bulutlardan, ağaçlardan yada başka açıklıklardan gelerek konunun bir bölümünü aydınlanmasıdır. Gün doğumunun hemen sonrasında veya gün batımından evvel, yağmurdan sonra bulutların arasından çıkan, ormanda ağaçların veya yaprakların arasından çıkan ışıkların hepsi noktasal ışıklardır. Bu tür ışık kaynakları ile son derece güzel fotoğraflar çıkar.

DOLAYLI GELEN IŞIK

Işık kaynağının diğer cisimlere çarptıktan sonra ilk gücünü kaybedip konumuzun üzerine düşen ışıklardır. Kapalı veya bulutlu havadaki ışıktır. Işığın konu üzerine düşen zamanda nasıl dağıldığı nasıl yansıdığına bağlı olarak farklı özellikler gösterir. Dolaylı ışık alan ortamlarda çekim yaparken düşük enstantane değerleri kullanılmak zorunda kalacağımız için sehpa ve daha hızlı filmler kullanmak gerekir.

Doğru pozlama

POZLAMA 

Pozlama; kullandığınız film üzerinde istediğiniz görüntüyü elde edebilmek için ışığın hangi miktarda geçeceğini (diyafram açıklığı) ve hangi süre boyunca geçeceğinin (enstantane) kontrolüdür. İstediğiniz görüntüyü elde edebilmek için diyafram açıklığı, enstantane ve film hızı ayarlarını doğru yapmak gerekir. Bu üç ayarın arasındaki ilişkiyi iyi bir şekilde kontrol edebilmeniz gerekir, bu ilişkiye sonsuz üçgen ilişkisi de denir.

Pozlamayı anlatmadan önce diyafram açıklığı ve buna bağlı değişen net alan derinliği kavramları anlatılacaktır.

DİYAFRAM AÇIKLIĞI

Fotoğraf makinelerinde, objektiften film üzerine düşürülecek ışık miktarının belirlenmesine yarayan kısma diyafram denir. Diyafram yapısı itibarı ile insan gözü ile aynı fonksiyona sahiptir. İnsan gözündeki iris, yarıçapını büyüterek veya küçülterek retinaya gidecek olan ışık miktarını ayarlar. Aşağıdaki şekilden anlayacağınız üzere diyafram da aynı mantıkla çalışır.

Işık miktarına göre ayarlanacak diyafram için diyafram açıklığı değerleri kullanılır ve “f” ile gösterilir.”f” in tanımı aşağıdaki gibidir;

f = Odak Uzunluğu / Diyafram Çapı(D) = Diyafram Açıklığı

Her objektifin kendine göre bir diyafram açıklığı aralığı vardır. Bu diyafram açıklığı değerleri standartlara göre belirlenmiş olup aşağıdaki gibidir:

f 1.4, f 1.8, f 2 ,f 2.8, f 4, f 5.6, f 8, f 11, f 16, f 22, f 32

Yukarıdaki diyafram açıklıkları değerlerinde;her değer kendinden sonrakinin iki katı, kendinden öncekinin yarısı kadar ışık geçirir. Genel olarak bu şekilde olan diyafram açıklıkları, teknolojinin gelişmesi ile şu anda yukarıdaki değerlerin ara değerleri de kullanılmaktadır.

F = 50 mm’lik bir objektifte, bu değerlerin en küçüğü olan f = 1.4 ve en büyüğü olan f = 32 diyafram açıklıklarını örnek olarak alırsak;

f = 1.4 diyafram açıklığı için,diyafram çapı hesaplanırsa; 35.714 mm bulunur.

f = 32 diyafram açıklığı için,diyafram çapı hesaplanırsa; 1.5625 mm bulunur.

Sizinde gördüğünüz gibi en küçük diyafram açıklığı değeri olan f = 1.4 , en fazla ışık geçirecek olan diyafram açıklığı değeridir. En büyük diyafram açıklığı değeri olan

f = 32 , en az ışık geçirecek olan diyafram açıklığı değeridir. Burada bir ters orantı söz konusudur;diyafram açıklığı değerleri sayısal olarak azaldıkça, ışık geçirgenlikleri artacaktır.

ALAN DERİNLİĞİ

Alan derinliği sınırları, yani en öndeki net nokta ile en arkadaki net nokta arasındaki mesafe, istenilen netliğin sınırları, objektif odak uzaklığı, diyafram açıklığı ve konu ile fotoğraf makinesi arasındaki mesafe gibi birtakım etkenlere bağlıdır. Diyafram açıklığının fotoğraf üzerinde etkilediği bir diğer unsurda fotoğrafta net çıkacak bölgedir(net alan derinliğidir).Net alan derinliği, netleme yapılan objenin 1/3(a) oranında önünde

ve 2/3(2a) oranında arkasında olmak üzere fotoğrafta net olarak çıkacak mesafedir (a+2a).

Alan derinliği objektifin üzerinde yer alan; alan derinliği halkası ile belirlenir. Alan derinliği halkası, netlik halkası(metre halkası) ile diyafram açıklığı halkası arasında bulunur ve üzerinde o objektife ait diyafram açıklığı aralığında yer alan diyafram açıklığı değerleri bulunur. Diyafram açıklığı halkası ile netlik halkası hareketli, alan derinliği halkası ise bu iki halkanın değişmesi ile belirlendiğinden dolayı hareketsiz konumda yer alır ve merkezinde netleme çizgisi vardır.

Alan derinliğinin tayini için, alan derinliği halkası üzerinde kullandığımız diyafram açıklığı değeri bulunur ve her iki taraftan da netlik halkası üzerine çıkarılarak, alan derinliğinin kaç metreden başlayıp kaç metrede son bulduğunu anlayabiliriz

Kullanacağımız diyafram açıklığı değerini belirleyip, ayarladıktan sonra, ? ‘a netlik yapılır(net alan derinliği 5 metre ile ? arasındadır) ve alan derinliği halkası üzerinden seçtiğimiz diyafram açıklığı değeri ile kesiştirilerek netlik bölgesinin başlangıç değeri bulunur. Herhangi bir diyafram açıklığında sonsuza netlik yapıldığında,alan derinliğinin başlangıç uzaklığına hiperfokal(hyperfocal) uzaklık denir. Bulunan bu değere,(5 metreye) sağdaki şekilde olduğu gibi netlik yapıldığında, net alan derinliği 1.7 ile ? arasında olacaktır. Böylece alan derinliğimiz o diyafram açıklığı değeri için en büyük halini almıştır.

ALAN DERİNLİĞİNİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER:  

*Diyafram çapı küçüldükçe, alan derinliği azalır.

*Kullanılan objektiflere göre alan derinliği değişir; geniş açılı(odak uzunluğu kısa) objektiflerde alan derinliği fazla iken, dar açılı(odak uzunluğu uzun) objektiflerde alan derinliği kısadır.

*Film düzlemi ile netlik yapılan konu arasındaki mesafe azaldıkça, alan derinliği azalır. Aynı şekilde film düzlemi ile netlik yapılan konu arasındaki mesafe arttıkça, alan derinliği artar. Bunun sebebi netlik ayarının kısa mesafelerde çok hassas iken, uzun mesafelerde hassaslığını yitirmesinden kaynaklanır.

ALAN DERİNLİĞİNİN UZATILMASI:

Seçilen herhangi bir diyafram açıklığı için alan derinliği ölçüsünün en büyüklenebilmesi arttırılmış netleme ölçüsü ile mümkündür. Bunu yapabilmek için netleme halkası üzerinde bulunan ? işareti, alan derinliği halkası üzerinde seçilen diyafram açıklığı değeri ile kesiştirilir. Bu yolla alan derinliği, seçilen diyafram açıklığı için maximum halini alır. Sonsuzdaki konular kabul edilebilir netlik bölgesinin en uzak noktasında olacaktır. En yakındaki net bölge ise netleme yapılan konu ile film düzlemi arasındaki uzaklığın ortalarından başlayacaktır. Bu yöntem ile en fazla alan derinliği elde edildiğinden genellikle manzara fotoğraflarında kullanılır.

Kullanacağımız diyafram açıklığı değerini belirleyip, ayarladıktan sonra, ? ‘a netlik yapılır(net alan derinliği 5 metre ile ? arasındadır) ve alan derinliği halkası üzerinden seçtiğimiz diyafram açıklığı değeri ile kesiştirilerek netlik bölgesinin başlangıç değeri bulunur. Herhangi bir diyafram açıklığında sonsuza netlik yapıldığında,alan derinliğinin başlangıç uzaklığına hiperfokal (hyperfocal) uzaklık denir. Bulunan bu değere,(5 metreye) sağdaki şekilde olduğu gibi netlik yapıldığında, net alan derinliği 1.7 ile ? arasında olacaktır. Böylece alan derinliğimiz o diyafram açıklığı değeri için en büyük halini almıştır.

ARALIĞA NETLEME

Diyelim ki; bir evin fotoğrafını çekeceksiniz ve öndeki ağaç ile arkadaki duvarın da net çıkmasını istiyorsunuz. Bu yöntem 3 adımdan oluşur;

1.adım : fotoğraf makinesine en yakın konu olan ağaca netlik yapılır ve netlik halkasından ne kadar uzaklıkta olduğu öğrenilir, diyelim ki 2.5 metre olsun.

2.adım: fotoğraf makinesine en uzak konu olan duvara netlik yapılır ve netlik halkasından ne kadar uzaklıkta olduğu öğrenilir, diyelim ki ? da olsun.

3. adım: 2.5 metre ile ? değerleri netlik halkasında ortalanacak şekilde netlik yapılır(alan derinliği halkasının merkez çizgisine göre) ve bu iki değerin alan derinliği halkası üzerinde kesiştiği diyafram açıklığı değeri kullanmamız gereken diyafram açıklığı değeridir. Böylece netlik 6 metrede olur ve diyafram açıklığı değerini f=11 ayarlamamız gerekmektedir.

Öndeki modele netlik yapılarak ,diyafram açıklığı değeri f\2 ayarlanmıştır. Görüldüğü üzere f\2 ile sağlanabilecek olan alan derinliği son derece kısıtlı olduğunda dolayı diğer modeller flu çıkmışlardır.

Bu fotoğrafta da f 2 diyafram açıklığı değeri ayarlanarak çekildiği halde bir önce ki fotoğrafa nazaran alan derinliği artmıştır. Nedeni ise netlik mesafesinin arttırılarak en arkadaki modele yapılmış olmasıdır

Bu fotoğrafta ise netlik ortadaki modele yapılarak, diyafram açıklığı değeri olarak f 22 seçilmiştir ve 3 modelinde alan derinliği içinde yer alınması sağlanmıştır.

 

Pozlama başlangıçta da belirttiğimiz gibi; sabit film hızında, f/ diyafram değerleri diyafram açıklığı olarak adlandırılan delik çapından süzülecek ışık miktarını, perde hızı değerleri ise filmin ne kadar süreyle diyaframdan süzülerek gelen ışık miktarı ile pozlanacağını belirler. Diğer bir deyişle sabit film hızında pozlama bu iki değişkenin karşılıklı ilişkisi olarak adlandırılabilir. Bu ilişkiyi formüle edecek olursak;

T= ZAMAN

I= IŞIK ŞİDDETİ

E= POZLAMA

Olmak üzere TxI = E kuralını sağlar. Bu kurala karşılıklılık kuralı adı verilmiştir. Bu kural üzerince; formülümüzdeki T(zaman) iki katına çıkarıldığı takdirde aynı pozlamayı elde edebilmek için ışık şiddetini yarısına indirmemiz gerekir(veya karşılıklı olarak zamanı yarısına indirirken ışık şiddetini iki katına çıkarabiliriz).

Şimdi fotoğrafçılıkta kullanılan değerlerin oluşturdukları dizilerin özelliklerine bakarsak;

F
1.2
1.4
1.8
2
2.8
4
5.6
8
11
16
22
32
1/sn
2000
1000
500
250
125
60
30
15
8
4
2
1

Tabloda görülen diyafram değerleri ve enstantane değerleri dizilerinin ortak özellikleri vardır. Diyafram değerleri dizisin de her diyafram durağı (stop) kendinden önce gelen değerin yarısı kadar ışık geçirmektedir. Aynı şekilde enstantane değerleri dizisinde de her enstantane durağı kendinden önce gelen değerin iki katı daha uzun bir zaman dilimidir. Dizilerin bu özelliklerine ve karşılıklılık kuralına göre yukarıdaki tabloda her sütunda görülen değerler ikilisi pozlama bileşenleri olarak adlandırılır ve fotoğraf üzerinde etkileri farklı olmak üzere film üzerine eşit miktarda ışık düşecektir.

Diyelim ki f/4 diyafram değeri ve 1/60 enstantane değerine sahip bir pozlama bileşenine sahip bir konum için, pozlama değeri aynı kalmak şart ile 3 durak az ışık verecek(alan derinliğini 3 durak artıracak) diyafram değişikliği yapmak isteseydik;

f/4 – 3 durak fazla ışık verecek diyafram açıklığı değişimi f/11

1/60 + 3 durak fazla ışık geçirecek enstantane değeri değişimi 1/8

F/4 F/11
1/60 1/8

3 DURAKLIK POZ DEĞİŞİMİ

Makro çekerken

Fotoğraf çekerken zevk aldığım dallardan biridir makro. Ufacık bir hatanız güzelim kareyi bir anda yok eder, bu yüzden sinirleriniz ve elinizin sağlam olması gerekir. Öncelikler makro (yakın çekim) yaparken nelere ihtiyacımız olduğuna bir bakalım.

Slr makineler için (dijital yada kimyasal slr makineler için)

1.Extension Tupe :

İçi boş bir borudur. Genellikle 3 parçadan oluşur.

Kullanımı: Makine ile objektifinizin arasına takılarak objektifinizin f değerini değiştirmek böylece daha yakın çekimler yapabilmenizi sağlar.

+/- leri : 3 (genellikle) parçadan oluştuğu için çekim yapacağınız konuya göre uygun aparatı kullanma şansınız vardır. Hemen her objektif grubu ile kullanıla bilir. Yani gerek zum (17-35mm ile 75-300 mm arası) gerekse tek (20mm, 28mm , …, 300mm ) objektifler ile kullanılabilir. Büyük zum objektiflerde (75-300 mm. nin 300 mm. sinde ) sorunlar çıkarmaya meraklıdır. Genellikle 100mm objektiflerde iyi sonuç verir.

2. Close Up lens: Teorik olarak bir büyüteçtir.

Kullanımı : Objektifinizin filtre ringine takılarak çekim yaptığınız alanı çok da fazla yaklaşmadan büyütmektir.

+/- leri : Genellikle 3’lü takımlar halinde satılır (+1, +2, +4) ve kullandığınız objektifin filtre çapına göre genellikle yeni bir takım almanız gerekir. Kimi zaman filtre çapı çeviricileri ile kullanılabilir ama ben bu sonuçlardan çok da randıman alınabileceğini düşünmüyorum. Hemen her objektif ile kullanılabilmesine rağmen büyük zum’larda saçmalama eğilimindedir.

3. Tele converter :

Tele converter objektif ile makine arasına takılan bir aparattır ve “x” değerine göre objektifinizin değerini arttırır. Yan sanayi olarak 2x ve 4x değerleri vardır. Canon eos modelleri için 1.2x ve 1.4x üretmiştir. (bir çok eos modeli 5.6 diyafram değerinin üstünde AF yapamaz.)

Kullanımı : Makine ile objektif arasına takılarak objektif değerini artırarak görünür alanı büyültür. Bir nevi close up  lens gibi çalışır.

+/- leri : Büyük F değerli objektiflerde kullandığınız makineye göre sapıtmalar olabilir.

4. Makro lens:

Üretim aşaması normal objektiflerden çok daha özel olduğu için yüksek maliyetlere sebep olan, ama çalışması en zevkli aparattır. Genellikler 50mm, 100mm ve 180mm olarak üretilir. (Objektiflerin üzerinde yakın çekim yaptığını belirten lale işaretleri sizi aldatmasın makro objektifler de mutlaka MACRO yazar eşek gibi. )

Kullanımı : Tahmin edeceğiniz gibi makineye direkt olarak takıp çekim yapma işine yarar. Üretim aşamasında gerek kullanılan lensler gerekse lens üstü kaplamaları özel olduğundan mümkün olan en az yansıma ve kırılma ile fotoğraf çekmenizi sağlar. Kimi yan sanayi üreticileri objektifleri ile 1.1 lensleri de verirler. Bu lens 24×35 mm. lik bir alanın direkt çekimini sağlar.

+/- leri : Makro objektif alacak param olmadığı için deneme yapma şansım hiç olmadı bir fikir beyan edemeyeceğim bu yüzden.

5. Flash :

Genellikler yan sanayi üretimi olmayan bir parçadır. Üreticisine göre bir yada iki ampul ile aydınlatma yaparlar. Objektiflerin önüne takılırlar.

+/- leri : Gerek taşımak gerekse kullanmak açısında külfetli olduğu kanaatindeyim. Stüdyo ortamında ise mükemmel işler çıkaracağını düşünüyorum.

Küçük makineler için

Genel olarak kompakt makineler oldukları için lens değiştirme şansımız yoktur. Bu yüzden Tele converter yada  Extension Tupe de kullanımı mümkün değildir. Sonuç olarak sadece close up lens kullanma şansımız var. Bazı makineler de direkt olarak objektife filtre takma şansımız varken bir takım üreticiler ise bir aparat sayesinde filtre kullanımına izin verir (Canon PowerShot G1, G2, G3 ve G4 gibi)

Hangi tip makine kullanırsanız kullanın filtre kullanımı her objektif için çeşitli filtre çapları olduğu için oldukça masraflı bir iştir. Fransız mali COKIN bu durumu çok önceden hissetmiş olacak ki 90 yıllarda A ve P serisi olmak üzere iki ayrı model filtre üretimine geçti. Şimdi ise sadece P yapıyor. Amaç gayet basit. Hemen her objektif yarı çapında üretilen ringler ile plastik holder (taşıyıcı) sayesinde çeşitli filtreleri birden fazla objektife takabilme işini en ucuz maliyet ile kotarmak. (Bu gün 80-100 milyon arasında değişen bir polarize filtre yi üç kere almak yerine 3 ayrı ring alarak sorunu 9 € ile çözmek ise oldukça ekonomik olsa gerek)

Kullanıcılar arasında Cokin filtreler ile ilgili bir takım memnuniyetsizlikler olmasına rağmen ben bu güne kadar bir sorunla karşılaşmadım.

Makro çekerken dikkat edilecek hususlar….

Konu ne olursa olsun maksimum alan derinliğine ihtiyacımız olduğunu düşünecek olursak ( çok güçlü makro çekimlerinde yarım cm ile netlik gider gelir.)  büyük F değeri kullanmak zorunluluğu bir gerçektir. Aynı zaman da maksimum metre ile çekime özen gösterildiğinde alan derinliği sorunumuz ortadan kalkar. Mümkün olduğunca bir ayak ile çekim yaparak titreme ihtimalini de ortadan kaldırırız. Siz siz olun makro çekerken mümkün ise tepe flashı kullanmayın hatta hiç flash kullanmayın. Flash yerine güçlü bir fener aynı işi görecektir. Hem de patlama yapmadan daha doğal bir ışık olacaktır. Gereken düzeltmeler de fener ile daha kolay yapılır.

Slr makineler için bir ufak ip ucu vereyim. Kullandığınız objektifi çıkarıp ters olarak makinenin üstüne eliniz ile tutturursanız mükemmele yakın bir makro objektifine sahip olursunuz. Deneyin enteresan sonuçlar alacaksınız.  Bu arada unutulmaması gereken bir konu var. Objektiflerin bir kısmı ters takılı iken diyafram ve netlik yapamaya bilir. Bu durum da netlik sorununu yaklaşıp uzaklaşarak, diyafram sorununu ise objektifinizin minimum diyafram değerini göz önüne alıp uygun enstantane değeri ile çözeceksiniz.

 

Fotoğrafın temel kavramları

IŞIK

Işıksızlık fotoğrafı olanaksız kılar. Fotoğrafla uğraşanlar ışığın peşinde olmak, onu izlemek, yakalamak, hapsetmek, ne tür bir ışık olduğunu anlamak zorundadır. Işığı anlamak çok uygulama yapmayı gerektirir. Işık teknik ve estetik olarak fotoğrafın temelini oluşturur.

Işık kaynaklarıyla, bu kaynaklardan yayılan Işık doğal ve yapay olarak ikiye ayrılır. Gün ışığı, ay ışığı aydınlanmaları doğal ışık, ampul, flüoresan vb. aydınlamalar yapay ışık olarak anılır.

Işık şiddeti, ışık kaynağından yayılan ışığın gücüdür. Fotoğrafta karanlık ve aydınlık bölümler arasındaki ışık yoğunluğu farkı kontrast olarak anılır.

Yüksek kontrast koyu gölgelerden parlak beyaz aydınlıklara kadar geniş bir ton farklılığı içerir. Az kontrast karanlık gölgeler ve parlak aydınlıkların aşırı uçlarını içermeyen daha sinirli bir ton farklılığı ifade eder.

Fotoğrafçı yansıma, kırılma, kutuplanma gibi ışık özelliklerini bilmeli. Ayna, cam gibi pürüzsüz yüzeylere düşen ışık, geldiği açı ile hiç bozulmadan aynı ışık şiddetini yansıtmasına düzgün yansıma, duvar, kumaş gibi pürüzlü yüzeylerin yansıtmasına dağınık yansıma denir. Işığın su, cam gibi farklı yoğunluktaki ortamlardan geçtikten sonra yön değiştirmesidir kırılma.

Işık normalde her yönde titreşerek ilerler. Bu titreşimler süresince sadece belli açıdaki titreşimlerin bırakılıp, diğerlerinin söndürüldüğü ışığa polarize edilmiş yani kutuplanmış ışık denir.

Işık kaynakları kullanım biçimlerine göre de doğrudan gelen ışık, önden gelen ışık, yandan gelen ışık, ters ışık, üstten gelen ışık, noktasal ışık, dolaylı gelen ışık gibi isimler alırlar.

RENK

Bir ışık kaynağından yayılan ışınların nesnelere çarptıktan sonra yansımaları sonucu gözümüzün algıladığı duyum renktir. Beyaz olarak algıladığımız gün ışığı, spektrumunda kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, mavi, lacivert ve mor renkleri verir.

Bilinen tüm renkler eklemeli ve çıkarmalı renk birleşimleri yöntemleriyle elde edilir:

Kelvin derece (K) ile gösterilen renk sıcaklığı ışık kaynaklarının renk kalitesini belirler. Işık kaynaklarının renk sıcaklıklarının bilinmesi sonuç görüntüde ki renk oluşumlarına ilişkin bilgi iletir. Kelvin değerleri arttıkça tonlardaki mavilik artar, kırmızılık azalır.

Film üreticileri kullanılacak ışığın renk sıcaklığına göre ayarlanmış ışığa duyarlı bileşikler kullanarak, renk sıcaklılıkları farklı filmler üretirler. Film üzerinde renk sıcaklık değerleri, üreticilerce yazılır.

Günışığı filmleri en yaygın kullanılanlardan biridir. Bu yüzden günışığının özelliklerini bilmek önemli. Gün ışığı sabahların erken saatlerinde sarımsıdır, akşama doğru kırmızılaşır; bunlar, ışığın yumuşak olduğu saatler, öğle saatlerindeki gelme açışı dikleşen ışık, sert ışık adını alır. Kışın, yaza göre daha mavi tonlar elde edilir. Deniz seviyesinden yükseldikçe mavilik ve mor ötesi ışınların etkisi artar.

Doğrudan gelen güneş ışığı gölgelere göre daha sıcak olur tonlu olurken, bulutlu ve puslu havalar grimsi-mavimsi tonlara kayarlar

IŞIKLAMA

Görüntünün oluşumu için gerekli ışığın belirli bir süre boyunca film düzlemi üzerine düşürülmesi işlemi ışıklama (pozlama, exposure) adını alır. Doğru bir ışıklama için diyafram,örtücü hızı, film hızı arasındaki ilişkinin iyi bilinmesi, çekim esnasındaki hedefin doğru belirlenmesi önemlidir.

Doğru ışıklamada, aydınlatmanın özelliklerinin bilinmesi, objenin yansıtma gücü, film hızı, filmin renk duyarlığı, çevreden yansıyan ışık gibi etkiler belirleyici olur.

ÇEKİM SIRASINDA DİKKAT EDİLECEKLER

Hangi konuda olursa olsun fotoğraf çekmeye başlamadan önce dikkat edilmesi gereken bazı konular vardır.

Fotoğraf makinenizin pil kontrolü yapılmamışsa yada film takılmamışsa çok sayıda fırsat kaçırabilirsiniz. Aniden karşınıza çıkan koşullar harika fotoğraf malzemeleri olabilir. Bunları yakalayabilmek için, önceden bütün kontrolleri yapılmış ve uygun film takılmış fotoğraf makinenizin yanınızda olması yeterli.

Seçtiğiniz konuya yakın durarak çekim yapmak daha iyi fotoğrafların tüm hakları elde etmenizi sağlar. Böylece arka planda gereksiz yere görünecek görüntüleri ayıklayabileceğiniz gibi, ana konuyu daha çok ortaya çıkarabilirsiniz. Ancak, genellikle tam otomatik makineler 1-1,5 metrenin altındaki uzaklıklarda net görüntü vermezler. Bu nedenle bu mesafeden daha fazla yaklaşmanızı önermiyoruz.

İnsanların yer aldığı fotoğrafların tüm haklarıı çekerken, onların doğal davranmalarını sağlayın. Bu, elde edilecek fotoğrafın ve fotoğrafta yer alanların daha doğal görünmesini sağlayacaktır. Kasılmış yada sıkılmış etkisi veren düzenlemelerden kaçının; konunuzun doğal ve sakın olmasını sağlayın.fotoğrafta arka planın basit olması, konunun daha öne çıkmasını ve daha güçlü görünmesini sağlar.

Fotoğrafı çekmeden önce arka planı kontrol etmeyi unutmayın. Gerektiğinde, yerinizi yada bakış açısını değiştirerek, istemediğiniz tüm görüntülerden kurtulabilirsiniz.

Ana konunun fotoğrafın tam merkezinde olması yanlış değildir; ama daha güzel, daha etkili fotoğrafların tüm hakları elde etmek isterseniz, konunun tam merkezde olmamasına özen gösterin. Böylece göze daha hoş görünen, daha hareketli görüntüler elde edebilirsiniz. Manzara fotoğrafların tüm haklarıı çekerken ön planda, başka bir deyişle sizin yakınınızda uygun bir nesnenin bulunmasına özen gösterin. Bu fotoğrafınıza bir derinlik ve boyut katar.

Fotoğraf çekerken ışığın yeterli olmasına dikkat edin. Daha iyi ışık koşulları fotoğrafınızın daha ilginç, daha renkli, daha boyutlu, daha güzel olmasını sağlar. Güneşli günlerde, bulutlu ve yağmurlu günlere göre daha iyi fotoğraf elde edebilirsiniz.

Bulutlu günlerde de iyi fotoğraf elde etmek olası; ancak bulutların rengi, yoğunluğu gibi başka ayrıntılara dikkat etmek gerekir. Böyle günlerde gölgeler azaldığından ışık, fotoğrafın her yerine eşit dağılır. Güneşli günlerde çekilen fotoğrafların tüm haklarıdaki gölgeler ışığın değişik etkilerini ortaya çıkarır. Bazen yaptığımız küçük dikkatsizlikler nedeniyle, iyi olacağını umduğumuz fotoğrafların tüm hakları bizi düş kırıklığına uğratırlar. Çünkü fotoğraf çekerken makinemizi oynatarak görüntünün bozulmasına neden olabiliriz.

Bunu önlemek için fotoğraf makinenizi vücudunuzun bir parçası gibi düşünüp, çekim sırasında soluğunuzu tutun. Işığın daha az olduğu koşullarda üçayak (tripod) kullanabilirsiniz. Üçayak, fotoğraf makinenizi üzerine koyabileceğiniz yardımcı bir alettir ve makinenizi sallamadan çekim yapmanızı sağlar.

Işığın yetersiz olduğu ortamlarda, konuyu aydınlatarak fotoğrafın çekilmesine yardımcı olan flaşı kullanırız. Birçok otomatik makinede kendiliğinden devreye giren bir flaş vardır. Ancak flaş gözümüzün gördüğü her yeri aydınlatamaz; genellikle, makinenin tipine göre ortalama 1,2-6 m arasındaki bir uzaklığın aydınlanmasına yardımcı olur.

Fotoğraf çekerken seçtiğiniz film de fotoğrafınızın güzelliğini belirler. Işık miktarıyla seçilecek film arasında doğrudan bir ilişki vardır. Işık azaldıkça daha hızlı filmler kullanılmalıdır.

Film hızı ISO/DIN denilen değerle gösterilir ve bu değer arttıkça film hızı artar. Çekim yapmak için bol ışıklı yerlerde düşük hızlı,

örneğin 100 ASA/DIN değerinde, az ışıklı yerlerde yüksek hızlı, örneğin 400 ASA/DIN değerinde filmler seçebilirsiniz. Artık fotoğraf çekmeye hazır sayılırsınız.

Bundan sonra bir ağacın, bir bulutun, bir günbatımının, bir deniz manzarasının, bir böcek, kuş yada sevdiğiniz bir başka canlının fotoğrafı her zaman doğayla buluşmanıza aracılık edecek. Bazen çekerken, bazen de çektiğiniz fotoğrafa bakarken.

Fotoğraf makineleri

CAMERA OBSCURA

Latince’de “kamera” “oda”, “obscura” da “karanlık” anlamlarını taşır.

Güneşli bir günde, üzerinde minicik bir deliği olan bir odadan girdiğinizde, deliğin karşısındaki duvar yüzeyinde bir görüntünün oluştuğuna tanıklık edebilirsiniz. Bir sihir gibi görünmekle birlikte bu oluşum, eskiden beri bilinen basit bir fizik kuralına dayanır. Doğru boyunca yol alan ışık yansıtıcı bir objeye çarptığında, bazı ışık ışınları geri yansır. Yansıyan ışık ışınları çok ince bir malzemeden yapılmış çok küçük bir delikten saçılmaksızın geçe bilirler.

Bu ışık ışınları deliğe paralel tutulan bir yüzey üzerine düşürüldüklerinde yansıtıcı cismin ters bir görüntüsü elde edilir.Çinli filozof Mo Ti, objelerin ışığı her yönde yansıttığının farkında olarak, çok küçük bir delikten geçen ışığın yarattığı ters görüntüyü, yazılarına MÖ. 5. yüzyılda kaydeden ilk kişi. Yine bir Çinli, Yu Chao-Lung, 10. yüzyılda, bir tür tapınak olan pagodaların mimari modelini, bir perde üzerinde görüntüler oluşturmakta kullanır. Ancak, bu gözlem ve deneyler görüntünün oluşumuna ilişkin geometrik bir teori oluşturulmasına yetmez.MÖ. 4. yüzyılda, Aristoteles “Problem” adlı çalışmasında iğne deliği de denilen küçük bir delikten elde edilen görüntünün oluşumunu yorumlamaya çalışarak; güneş tutulmasıyla ilgili sorularına yanıt arar ama doyurucu bir açıklama getiremez. 10. yüzyılda yaşamış, Alhazen adıyla da bilinen Arap fizikçi ve matematikçi İbn Al-Haitam birbirinden farklı üç mumu belirli bir biçimle düzenleyerek, üzerinde küçük bir delik bulunan bir perdeyi duvarla mumlar arasına yerleştirir. Işıkla düzenek arasındaki etkileşmeyi incelediği deneyin sonunda Alhazen, görüntünün sadece küçük delikten geçen ışık yoluyla biçimlendiğini ve sağdaki mumun, duvarın sol tarafında bir görüntü oluşturduğunu notları arasına kaydeder, diğer yandan da ışığın doğrusallığını algılar. Alhazen’in bu çalışmaları 13. yüzyılda Avrupa’da değer bulur. Aristoteles’ten yaklaşık 1000 yıl sonra, İngiliz filozof ve eğitim reformisti Roger Bacon, Arap yazmalarından öğrendiği “karanlık kutu”nun ayrıntılı bir tanımını yapar. Rönesans’ın büyük ustası Leonardo da Vinci, iğne deliği görüntü oluşumunu perspektifle ilgili çalışmalarında “.varsayalım ki, güneş, bir binayı, bir meydanı yada doğal güzelliğe sahip bir alanı aydınlatsın. Böyle aydınlanan bir mekanın karşısında duran, gölgedeki bir evin duvarına minik bir delik açalım; işte o zaman aydınlatılan tüm nesnelerin görüntüleri ışıkla bu delikten taşınır ve evin iç duvarında ters olacak şekilde belirir.” ifadesiyle tanımlar.Rönesans matematikçisi ve astronomu olan Paolo Toscanelli 1475 yılında Floransa Katedrali’nin penceresine bir delik açarak, deliğin çevresine bronz bir bilezik yerleştirir. Bu delikten güneşli günlerde geçen ışınlarla, güneşin Katedral’in zeminine yaptığı izdüşümü bugün bile görmek mümkün. Öğleüstü, bu görüntü Katedral’in zeminini bir “öğle işareti” olarak iki eşit parçaya böler. Katedral zemini ve “öğle işareti”, o dönemlerde, saat yerine geçen zaman göstergeleri.

1580’de Papalık astronomları, Roma’daki Vatikan Gözlemevi’nde, Katedral’dekine benzer bir öğle işaretiyle bir küçük deliği (iğne deliği), 11 Mart kabul edilen bahar ekinoksunun Papa 13. Gregorius’un öne sürdüğü üzere 21 Mart olduğu iddiasını kanıtlamakta kullanırlar. İki yıl süren dikkatli bir izleyişin ardından Papa 13. Gregorius on günlük bir farkla Jülyen takvimini düzeltir; böylece bugün de geçerliliğini sürdüren Gregoryen takvimi yaratılır.Bir iğne deliği kameranın ilk resmi gökbilimci Gemma Frisius’un “De Radio Astronomica et Geometrica” adlı kitabında çizim olarak yer alır (1545). Astronom olan Gemma Frisius 1544’teki güneş tutulmasını incelemek üzere karanlık odasında iğne deliği kullanır. Camera obscura adıysa, 1571-1630 yılları arasında yaşamış, modern bilimin öncülerinden Johannes Kepler’in bulduğu bir isim. Onun zamanında bu ad ressamların manzara resmi yapmakta yararlandıkları mercekli bir deliği olan karanlık bir kutu, çadır yada oda anlamına gelir. Mercek kullanımı görüntüyü daha parlak hale getirerek, görüntünün belli bir uzaklıkta odaklanmasına aracılık eder. Böylece kameranın bu türü Frisius’un 1544’te kullandığı araçtan farklı hale gelir. 1620’lerde Johannes Kepler taşınabilir bir camera obscura yapar. Çizimlerin de yardımıyla kısa sürede farklı biçim ve şekillerde çok sayıda camera obscura üretilir. Bunlar o dönemlerin sanatçı yada amatör ressamlarınca pek çok alanda yardımcı araç olarak kullanılır.18. yüzyıla gelindiğinde, camera obscura’lar yerlerini içinde ayna, önünde objektif bulunan fotoğraf makinelerine bırakmaya hazır haldedirler.

FOTOĞRAF MAKİNESİ NASIL ÇALIŞIR?

Fotoğrafı çekilmek istenen objeden yansıyan ışık objektifçe toplanır, odaklanır. Sonra, objektifin içindeki diskin ortasındaki diyafram adlı delikten geçerek örtücüye ulaşır. Fotoğraf makinelerinin çoğunda filmin tam önüne yerleştirilen örtücü ışığın geçmesini engelleyen bir perde. Çekim sırasında önceden seçilen bir süre boyunca açık kalarak, ışığın film üzerine düşmesini sağlar. Bakaç, film yüzeyinde oluşacak görüntü için ön izleme yapılmasına olanak sağlar. Bu akışın sonunda film yüzeyindeki gizli görüntü elde edilir.

FOTOĞRAF MAKİNESİNİN ANA ELEMANLARI

Bütün fotoğraf makineleri dört ana elemanı mutlaka içerir:

OBJEKTİF


Görüntüsü elde edilmek istenen objeden yansıyan ışık ışınlarının, ışığa duyarlı yüzey yada algılayıcı üzerine istenen biçimde düşmelerini sağlayan mercek yada mercekler topluluğundan oluşan objektifler fotoğraf makinelerinin en önemli parçaları.

Normal Objektifler
Normal objektifler insan gözünün görebildiği açıya en yakın görüşü sağlarlar. 35 mm SLR makineler için 50 mm.lik objektif, 6×6 cm alan makineler için 75 mm – 80 mm.lik objektif, 6×9 cm alan makineler için 150mm’lik objektifler, sayısal kameralar için 7 – 21 mm.lik objektifler normal objektif sayılırlar.

Geniş Açılı Objektifler 
Geniş açılı objektiflerin görüş açısı normal objektiflere göre gittikçe genişleyen, alan derinliğini artıran niteliktedirler. Yaygın olarak, çok dar alanlardaki en geniş görüntüyü elde etmekte kullanılırlar. 35 mm.nin altındaki odak uzunluklarında elde edilen görüntünün köşe ve kenarlarında bozulmalar oluşturabilirler. Ancak bazı fotoğrafçılar bu bozulma etkisini estetik bir değer olarak kullanabilirler. 17 mm – 28 mm arasında kalan objektifler geniş açılı objektiflerdir.


Balık Gözü Objektifler
Balık Gözü Objektifler en geniş görüş açısı olanağı sağlarlar. Bu tür objektifler kullanılarak elde edilen görüntülerde dikey ve yatay çizgiler önemli ölçüde bozulur, dairesele yakın görüntüler elde edilir. Yaratıcı görüntülere ulaşmada oldukça yardımcı olan, 6 mm – 16 mm arasındaki objektiflerdir.

Dar Açılı (Tele) Objektifler
Görüş açısı normal objektiflerden daha dar olan objektifler. Fazla yakınlaşılamayan portre, spor veya doğa gibi konuların çekimlerinde kullanılır. 100 mm, 200 mm, 300 mm, 400 mm değerli objektiflerdir.


Değişken Odaklı (Zoom) Objektifler
Değişken odaklı objektifler değişken görüş açısı sağlarlar. Bu sayede, çekilmek istenen görüntünün objektif değiştirmeksizin yada daha az objektif değiştirerek elde edilmesini olası kılarlar. 28 – 70 mm, 28 – 210 mm, 35 – 70 mm, 100 – 300 mm, 100 – 400 mm ve benzeri aralıklar içinde görüş açışı değişebilen objektiflerdir. Bu tür objektiflerdeki mercek sayısının, görüntü kalitesine olumsuz etkilediği söylense de, insan gözünün ayırtabileceği nitelikte bir kalite kaybı değildir bu.


Makro Objektifler
Makro objektifler 50 mm, 100 mm, 125 mm değişmez açılı objektiflerdir. Konuya 1/1 ile 1/10 gibi oranlarda çok yakın çekimlerde, özellikle de doğa fotoğrafçılığında kullanılır. Çiçek çekimlerinde sıra dışı etkiler yaratır. Doğa fotoğrafçılarının vazgeçemedikleri bir araçtır makro objektifler.


  Aynalı Objektifler
Aynalı objektifler görüş açısı değişmeyen 500mm ve üstü objektiflerdir. Spor, vahşi doğa gibi objenin fotoğrafçıdan uzak olduğu çekimlerde yada sanatsal etkiyi artırmak amaçlı kullanılır.

DİYAFRAM

Diyafram, ışıklanacak yüzeyin üzerine düşürülecek ışık miktarının ve görüntü netliğinin denetlenmesini sağlar. Emirlerini dışarıdan alan bir gözbebeği gibi, ışıklı ortamlarda kısılıp, az ışıklı ortamlarda açılabilirler. Diyaframın ne kadar açıldığını f adını alan değerler gösterir. Standart diyafram açıklıkları f:1.2 – f:1.4 – f:1.8 – f:2 – f:2.8 – f:4- f:5.6 – f:8 – f:11 – f:16 – f:22 – f:32 şeklinde bir dizi oluşturur. Bu diziden sağa doğru gidildikçe, diyafram açıklığı azalarak her seferinde yarıya düşer. Örneğin, f:4 diyafram açıklığı f:5.6 diyafram açıklığından geçen ışığın yarısını geçirir. En büyük f sayısı en küçük diyafram açıklığı, en küçük f sayısı en büyük diyafram açıklığına karşılık gelir. Başka bir deyişle f:1.2’ye ayarlanan bir diyafram değerinde en fazla ışık, f:32’ye ayarlanan bir diyafram değerinde de en az ışık film yüzeyine düşer, tabi ki fotoğraf makinenizde daha küçük bir diyafram açıklığı yoksa.

Diyafram netlik yaptığınız objenin net kaydedilmesini de sağlar. Diyafram açıklığı azaldıkça ( örneğin f:16 – f:32 aralığındaki diyafram değerlerinde), daha geniş bir alan net görüntülenir. Net görüntülenen bu alan “net alan derinliği” adını alır. Diyafram açıklığı büyüdükçe (f:1.2 – f:5.6 ) de net alan derinliği azalarak, ana konunun ön ve arkasına gelen diğer tamamlayıcıların netsizlikleri artırır. 

ÖRTÜCÜ

Çeşitli kaynaklarda obtüratör, enstantane, shutter gibi yabancı sözcüklerle de anılır. Filmin ne kadar süreyle ışıklanacağının saptanmasını sağlar. Çekim yapmak için deklanşöre basıldığında örtücü açılır ve belirlenen süre sonunda kapanır. Örtünün açık kalma süresini gösteren saptanmış değerlere örtücü hızı denir. 1/1, 1/2, 1/4, 1/8, 1/15 1/30, 1/60, 1/125, 1/250, 1/500, 1/1000, 1/2000 şeklinde bir dizi standart örtücü hızı değerleridir. 1 saniyeden başlayarak saniyenin 1/2 si; 1/4 ü; 1/8 i gibi daha az sürelerde örtücünün açılıp kapandığını anlatır. Sağa doğru gidildikçe her örtücü hızı değeri bir öncekinin yarısı kadardır. Bu değerlere B (Bulb) ve A gibi örtücü hızları eklenebilir. Bulb örtücü hızının fotoğrafçı tarafından belirlenmesini sağlar. A ise makinenin tüm ölçümleri kendiliğinden yapmasını sağlar.

BAKAÇ

Yaygın olarak vizör denir. Elde edilmek istenen görüntünün nasıl olacağına ilişkin ön izleme olanağı verir. Çoğu makinede telemetre, kırık görüntü, mikro prizma gibi netlik yapmayı kolaylaştırıcı sistemler bakaç içerisinde yer alır. Ayrıca ışık ölçümü, ışıklama, diyafram, örtücü hızı,flaş, pil kontrolü gibi denetlenebilir işlemler de bakaçtan izlenerek yapılabilir.

FOTOĞRAF MAKİNESİ ÇEŞİTLERİ VE SEÇİMİ

Günümüzde çok çeşitli fotoğraf makineleriyle yada kameralarıyla karşılaşmak olası. Kutu kameralar, 120 TLR (Twin Lens Reflex), 35mm SLR (Single Lens Reflex), roll film kullanan SLR, anında basılı görüntü veren (polaroid), kompakt, APEX makineler, sayısal kameralar yaygın olarak bilinenler.

Günümüzde yaygın olarak kullanılan, kompakt, 35 mm SLR arasında seçim yapmak için ne yapmak istediğinizi, beklenti ve hedeflerinizi dikkatlice saptamalı; isteklerinize ve beğenilerinize uygun olanı seçmelisiniz.

35 mm SLR Makinelerde;
Olumlu yönler
– Film üzerine kaydedilen görüntü bakaçtan gördüğünüzle aynıdır.
– Işık ölçümü sadece objektife gelen ışıktan yapıldığı için ışık ölçümü hatası en azdır.
– Objektif ve yardımcı malzemelerdeki çeşitlilik hem çok yönlü hem de geniş bir alanda iş üretebilmeyi sağlar.
– Pilleri bitse bile, bazı makineler yine de bir örtücü hızı seçeneği verebilirler.
– Çeşitli seçenekler sunan çok sayıda model bulmak olası. Ayrıca çoğunda optik ve elektronik mühendisliğinin yarattığı son teknolojik yenilikler mevcut.

Olumsuz yönler
– Çekim sırasında biraz gürültülüdür.
– Mekanik yada elektronik karmaşıklıkları arıza olasılığını artırır.
– Kompakt makinelere göre kullanımı daha zordur ve ağırlığı daha fazladır.
– Ekonomik bedelleri oldukça yüksektir.
– Her örtücü hızı değerinde flaş eşlemesi yapılamaz.

Kompakt Makinelerde;
Olumlu Yönler

– Oldukça az ışıkta bile bakaç görüntüsü parlaktır.
– Küçük ve hafif oldukları için kolaylıkla taşınabilir.
– Tam otomatik modeller şipşak çekimler için idealdir.
– Çekim sırasında daha sessizdir.
– Her örtücü hızı değerinde flaş kullanılabilir.

Olumsuz Yönler
– Yakın çekimlerde paralaks hatası (Objektiften geçip film üzerine düşen görüntü ile vizör’den görünen görüntü arasındaki farka denir. Bu fark her iki objektif yada vizör’e düşen görüntü arasında açı ve uzaklık farkından ileri gelir. Her iki optik sistem , birbirine paralel olan eksenler üzerine yerleştirilmiştir. Bu nedenle vizör’den tam olarak ayarladığımız konunun pozlandırmadan sonra üsten kesildiğini görürüz) yaratır.
– Kırmızı göz düzelticisi bulunmayan tüm modellerle çekilen insan fotoğrafların tüm haklarıında kırmızı gözlü görüntüler elde edilir.
– Objektif değiştirilemez, genellikle de yardımcı aksesuar kullanılamaz.
– Yaratıcı fotoğraf çalışmaları yapılamaz.

 

Köpek hikayeleri II

Yepyeni bir heyecan vardı o sabah evde. Akşam babası, “yarın bir köpek alacağız demişti” çünkü. Küçük kız sabaha kadar odasında bebekleri ile konuştu sessizce, hep gelecek köpek ile neler yapacağını anlattı durdu. Sabaha kadar bir iki defa sessizce ayaklandı, odasının kapısında durdu ve içeri baktı. “nerede yatıracaktı köpeğini”.

Bir köpek gelecekti eve. Önceleri sadece arkadaşlarının evlerinde sevdikleri kıllı bir yaratık onlarla beraber yaşayacaktı bundan böyle. Evin annesi için için acaba 3 çocukla ne yapacağım diye düşünüyordu. Evin babası sabah akşam kasıla kasıla nasıl gezeceğini planlıyordu köpekle mahallede.

O gece, Kimi evi kirleten bir yaratık gördü rüyasında, kimisi bir oyun arkadaşı, can yoldaşı.

Sabah her zamankinden daha erken geldi o gün küçük kızın odasına. Küçük kız daha anne ve babası uyanmadan kalkmış ve hazırlanmıştı, Annesi izin verse kahvaltıyı da hazırlayacaktı. Tüm hazırlığı boyunca ses çıkarmamaya çalıştı evde. Babası sabah ses yüzünden baş ağrısıyla uyanırsa beklide gitmezlerdi köpeği almaya.

Salonda ses çıkarmadan oturuyordu küçük kız. Köpek sanki yanında yatıyormuş gibi sağ eli koltuğun üstünde bir şeyleri okşuyordu. “Acaba” diye düşündü, “Akşamları kendisiyle yatmasına izin verirler miydi? Köpeğin”. “İsmi ne olacaktı?”. “Ya rengi ne olacaktı? Rengi. Nasıl görünecekti, kulakları, kuyruğu nasıl olacaktı, kendisini sevecek miydi?” Bir sürü soru vardı aklında. Bir sürü şey merak ediyordu. Ama en çok o kıllı yaratıkla konuşmayı bekliyordu. Babasının bir arkadaşı, “hep köpeği ile konuştuğunu ve köpeğinde kendisine cevap verdiğini söylüyordu.” Bir köpek nasıl cevap verebilirdi, işte en çok bunu merak ediyordu.

Güneş küçük kızın sabahına nazaran daha geç geldi büyüklerin odasına. Uyku mahmurluğu henüz üzerlerindeyken 10-15 dakika daha sarılıp uyumayı denediler, beceremediler. Baba acıkmıştı. Anne geç kalıyordu. İkisi hemen hemen aynı zamanda kalktılar yataktan, giyindiler. Biri acele ile mutfağa yöneldi, diğeri çalışma odasına pc başına, Sabah saatlerinde daha hızlı oluyordu internet.

İkisi de küçük kızın heyecanını fark etmemişti ilk anda. “Kahvaltı hazır” diye seslendiğinde anne, önce küçük kız geldi mutfağa, Üstünde özenle seçildiği belli olan kıyafetleri vardı. Hemen ardından da baba sofraya oturdu, evin büyükleri kahvaltının ortasına doğru fark ettiler kızın heyecanlı davranışlarını. Günlerden Cumartesi olduğu için babanın dairesi yoktu. Anne bir saatlik bir toplantıya gidip gelecekti. Sonra, ver elini köpek çiftliği.

Zaman geçmek bilmedi. Heyecandan kalbi sıkışıyordu kızın, bazen zor nefes aldığını hissediyordu. Birkaç gün önce baba eve köpekler ile ilgili bir kitap getirmişti, anneyi ikna edebilmek için. Gizli gizli kızda okumuştu kitabı, aslında resimlerine bakmıştı daha çok, kitapta anlamadığı birçok kelime yazıyordu. Evin babası bir süre sonra “işte bu demişti bizim eve en yakışan köpek.” Uzun uzun bakmıştı kız köpeğin resimlerine. Uzun tüylü, kendisine nazaran daha iri bir köpekti. Babası “Golden Retriever” demişti köpeğin cinsi için, “Çocuklu aileler için en elverişli köpeklerden biri” diyordu bir yandan da. Bütün bu konuşmalardan annesinin köpek fikrine çok sıcak bakmadığını anlıyordu kız.

Hiç bitmeyecek diye düşündüğü zaman bitmiş anne toplantıdan eve gelmişti. Hep beraber arabaya atlayıp köpek çiftliğine doğru yola çıktılar. Küçük kız heyecanını gizlemek gereğini görmeden sürekli köpekten bahsediyordu arabada. Baba ve annesine sorular soruyor izinler koparmaya çalışıyordu. Köpeği ne zaman tek başına gezdirebilecekti?, köpek onun odasında yatabilir miydi?, adı ne olacaktı? Birçok soru daha geliyordu aklına ama bir önceki soruyu sorana kadar diğeri bir yenisi ile değişi veriyordu bu yüzden kimi zaman 5 düşünüp iki sorabiliyordu.

Toz toprak bir yola saptıklarında çiftliğe az kaldığını anladı kız. Arkasına yaslandı, derin nefesler alarak heyecanını bastırmaya çalıştı. Babası hep “çok heyecanlanırsan arkana yaslan ve derin derin nefes al ” derdi. İlk defa bu gün denemişti. Galiba işe yarıyordu da.

Büyük taş duvarlı bir evin önünde durdular. Daha arabanın motorunu durdurmadan bahçe kapısının önünde sim siyah dev gibi bir köpek belirdi, hemen ardından da güleç yüzlü bir adam. “Hoş geldiniz” diye seslendi adam kapının ardından, köpeği de “Kara kız” diye tanıttı, çiftliğin ilk köpeğiydi. Yıllardır burada yaşadığı ve insancıl olduğu için çiftlik içinde bağlı olmadan özgürce gezebilirdi ve kız için en önemlisi de çocukları çok severdi. Güleç yüzlü adam kapıyı açarken ekledi, “eğer istemediğiniz bir şey yaparsa Kara Kız sert bir tonda hayır demeniz yeterli”

Grup daha içeri girmeden Kara Kız ok gibi ayrıldı kapıdan. Koşa koşa evin arkasına dolandı ve aynı hızla ağzında bir top tutarak evin diğer köşesinden çıkıp üstlerine doğru koşmaya başladı. Tereddüt geçiren baba güleç yüzlü adama bakıp bir şeyler söyleyecekti ki adam durumu kavrayıp “deneyebilirsiniz” dedi. Ardından baba sert bir ses ile “hayır” dedi. Köpek olduğu yerde durdu. Top ağzından düştü, mahzun bir ifade ile kendilerine doğru bakmaya başladı.

Gördüklerinden etkilenmiş olacak ki baba gülümsedi, bu gülümseme Kara Kız’a yetmişti. Topu tekrar ağzına alıp sarsak adımlar ile yanlarına geldi.

Büyük bir bahçe içine yerleştirilmiş tek katlı taş bir binaydı çiftlik. Yemyeşil bahçe içinde belirli bölgeler çeşitli yüksekliklerde çitler ile çevrilmişti. Bu küçük alanlar kızın ilgisini çekti. Adının Gökhan olduğunu öğrendiği görevliye bu alanların ne işe yaradığını sordu. Aslında çevrede gezmek için izin almak istiyordu ama bunu söylemeye cesaret edemiyordu. Gökhan, “Burada bir sürü köpek var küçük hanım” dedi “hemen hepsi bu bahçede oynuyor”, bu lafı duyunca kızın gözleri parladı. Gökhan devam etti “bu oyun saatlerinde küçük ya da yavru köpeklere zarar gelmesin diye boylarına göre küçük bahçelere dağıtıyoruz.” “Yani” dedi kız sesi heyecandan titriyordu, “burada oyun oynanabiliyor mu?” Gökhan evet anlamında kafasını salladı ve ekledi “Kara Kız size neden top getirdi sanıyorsun”

Babası izin vermişti kıza, gözden kaybolmadan Kara Kız ile top oynayabilirdi. Gökhan ağabey eklemişti, “top ile oynarken dikkat et, top senin ile köpek arasında girmesin. Köpek topa atlar ama sana çarpar.”

Bahçede Kara Kız ile oynamaya kendini nasıl kaptırdığını ancak anne be babasının oturduğu gölge alanın boş olduğunu fark edince anladı. Merak için de etrafa bakarken Kara Kız’a olan ilgisi bir anda bitmişti. Ortada bir sorun olduğunu fark eden Kara Kız genzinden gelen havlamalar ile dikkati tekrar üstüne çekti. Ama bu defa ağzında top yoktu. Kafası ile açık olan bir kapıya bakıyordu. Kara Kız önde küçük kız arkada açık kapıya doğru ilerlediler. Kapıya yaklaştıkça içeriden köpek havlamalarının geldiğini fark etti kız. Heyecanlandı, bu heyecanı anlamış gibi adımlarını daha da hızlandırdı Kara Kız.

Kapıdan önce Kara Kız girdi, etrafı kokladıktan sonra küçük kızın girebilmesi için yana çekildi. Güneş altında oynadıkları uzun süre yüzünden kızın gözlerinin loş ortama alışması biraz zaman aldı, bu süre içinde diğer odalardan gelen anne ve babasının seslerine doğru ilerledi. Koridorda 6 kapı vardı 3’ü sağda, 3’ü solda. İlk kapının önünden geçerken içeri kaçamak bir bakış fırlattı, oda ortasından bir tel örgü ile ikiye ayrılmıştı. Tel örgünün arkasında bir sürü yavru köpek vardı. “Yaşasın” diye düşündü kız birazdan köpeğini göreceğini biliyordu artık. Adımlarını hızlandırarak seslere doğru yürüdü. Kapı yarı açıktı, içeri uzattı başını, bu oda da ortasından tel örgü ile ayrılmış bir yerdi. Ama bu defa telin kapısı açık ve etrafta koşuşturan, birbirlerini yakalamaya çalışan bir sürü yavru köpek vardı.

İçeri girdiğinde kapının ardında kalan anne köpeği gördü, irice bir hayvandı. Gökhan kızın geldiğini görünce normal bir ses ile “bak Angel senin yavrularını göremeye kim gelmiş” dedi. Bu sözleri duyunca annenin isminin Angel olduğunu anladı kız. Ne yapacağına karar veremedi bir an. İçinden yavruları birer birer kucaklamak geliyordu, ama Angel’in buna izin verip vermeyeceğini kestiremiyordu, devreye Gökhan girdi. “Gel bakalım küçük kız” dedi “önce anneye bir merhaba diyelim, seni tanısın”. Kızın omuzlarından hafifçe tutup Angel’e yaklaştırdı. Angel hemen kızın bacaklarını ve ayakkabılarını koklamaya başladı. Aldığı kokulardan memnun kalmış olacak ki kafasını kızın kucağına doğu uzattı. Bu hareketi, dışarıda oynarken Kara Kız’da yaptığı için ne demek istediğini anladı küçük kız ve kıllı koca kafayı okşamaya başladı.

Sevgi ve güven gösterisi bittikten sonra sıra yavrulara gelmişti. İrice kedi boyutlarında 6 küçük yavru etraflarında koşuşturuyordu. Küçük kız’ın aklında sürekli gezinen bir düşünce vardı, “bunlardan birini alıp gideceğiz. Bunlardan birini alıp eve gideceğiz.”

Karar vermek çok zordu. Hepsi birbirinden güzel, birbirinden şirin yavrulardı. En sonunda baba, evde azınlık durumuna düşmemek için en iri erkek yavruda karar kıldı. Küçük kızın gözleri parladı bu seçimden sonra tüyleri en parlak, en oyuncu yavruyu seçmişti babası.