Mektup

Merhaba canım.

Kaç sene geçti seni görmeyeli hatırlamıyorum. Özledim seni biliyor musun? Çok özledim hem de. Sıkıştığımda eskiden olduğu gibi sarılamamak sana, hissedememek kokunu, sıcaklığını kimi zaman oldukça zorluyor beni. Bunca zamandır yokluğunla alıştım sanıyordum aslında. Alışamamışım.

Askere gidişimi, askerden gelişimi göremedin canım benim. Evlendiğimi de göremedin, boşandığımı da. Sever miydin? eski eşimi ondan da pek emin değilim zaten. Arkadaşlarımın çoğunun çocukları oldu biliyor musun? Hepsi de buruş buruş, mis gibi kokuyorlardı ilk günlerde. Kirlenecekler büyük bir hızla aslında, bunu bilerek yaşamak sinirlendirse bile beni o minik canları kucaklamaya kıyamıyorum hala. Benim de bir oğlum oldu. Hiç buruş buruş değildi derisi, bir bebek gibi kokmadı hiç, altını bezlemek zorunda kalmadık hiç, sabahları ağlayarak uyandırmadı bizi. Ama benim oğlum oldu. Biliyorum, görseydin çok severdin. Bir o kadar da kızardın sanırım haylazlıklarına, tıpkı bana benziyor çünkü O’da, çok terliyor benim gibi, yumurtaya yatılı gidiyor. Uykusunda konuşuyor, homurdanıyor. Sanırım görseydin çok severdin. Bir de sık sık, yüzü-üstü yatırıp sırtına koyduğun gazeteyi düşürmeme cezası verirdin.

Neler kaybettim seninle diye düşünüyorum ara sıra. Sevecenliğimi yitirdim sanırım, birazda hoş görümü. Ama çok şey öğrenmişim senden, şimdi oğlumla cebelleşirken fark ediyorum. Neler göstermişsin bana, ne güzel öğütler vermişsin. Hiç farkına varmadığım mesajları yine hiç farkına varmadan bugün oğluma veriyorum. Daha ne kadar senin öğretilerinle devam edeceğimi çok merak ediyorum. Büyük bir heyecan ile düşünüyorum, okusaydın acaba daha neler öğretebilirdin bana.

Tıpkı senin gibi ben de oğluma, “ne yaparsan yap benim haberim olsun” diyorum. Anlamıyor, kontrol ettiğimi sanıyor, tıpkı benim de o zamanlar düşündüğüm gibi. O’da anlayacak büyüdüğünde kontrol olmadığını. Basketbol oynamaya başladı. O’da benim gibi kan ter içinde geliyor eve maçlardan. Büyük bir heyecan ile anlatıyor belki de 3 dakika oynadığı maçı baştan sona.

Geçen yaz, sevdiceğim, senin bana yaptığın gibi, balkona bir masa attım. Üstüne bir kalas ayarladım. Ve çıta maketlerden attım önüne oğlumun. 3 tane yaptı. Hepsi uçtu. Şimdi, okullar kapandığından beri “ne zaman yenilerine başlayacağız maket yapmaya” diyor. Sanırım o’da benim gibi kahveye gitmeyecek büyüdüğünde. Sıkıldığında hayatta, biliyorum hiç farkına varmadan bir maketçide alacak soluğu.

Geçen sene fark ettim bunu biliyor musun? İki ayrı zamanda büyük krizlere girdiğimde elimde maket paketleri ile buldum kendimi evin kapısında. Eskiden bir solukta yaptığım ölçekteki maketleri günlerce, sindire sindire yaptım. İkisi de bitmedi. Ama krizler en az hasarla bitti. Ne güzel şeyler katmışsın hayatıma.

Hala fotoğraf çekiyorum. Elimde senin bir tek kare fotoğrafın olduğu için midir bilmem çekemediğim bir kare yüzünden uykularım kaçıyor. Oğlumun yüzlerce kare fotoğrafı var mesela elimde. Bir o kadar da tanımadığım insanların fotoğrafları duruyor bir yerlerde.

Canım, hatırlıyor musun? “Dost”‘u, ne güzel bir köpekti. Şimdi benim de bir köpeğim var. Hiç benzemiyor aslında Dost’a, ama can yoldaşlığı yapıyor bana. Kimi zaman beraber yatıyoruz. Sıcacık, kıpır kıpır.

Neler geliyor insanın aklına düşündüğü zaman. Sizin yaşadığınızdan daha rahat bir hayat sürüyorum aslına bakarsan. Ama eksilikler sizinkinden fazla. Eskiden olduğu gibi değil artık insanlar. Aynı binada yaşadığım insanların pek çoğunu tanımıyorum, aslında onlarda beni tanımıyorlar. İnsanlar nasıl bu derece hızlı yabanileştiler anlayamıyorum.

Mutlu musun? Sizin oralarda mutluluk kavramı var mı? Emin değilim. Ama huzurlu olduğunu adım gibi biliyorum. Senin hamurunda var huzur. Kimi zaman sıkışık durumlarda sığınak aradığımda içimi dolduran o kesif duygu sanırım senin mirasın bana.

Bir çok birey kendi ailesini seçme şansına sahip değilken benim senin gibi bir “CANIM” olması ne büyük bir şans diye düşünüyorum sık sık, Ve senden devir aldığım o ışığı (biraz soldurmakla beraber) oğluma yansıtmaya çalışıyorum.

Umarım bundan 20 yıl sonra oğlumda benim için sana hissettiğim duygulara benzer duygularını kaleme alır. Umarım O’da benim senden öğrendiğim kadar çok şey öğrenmiş olur benden.

Geç oldu sana yazmak için. Bunca zamandır neden yazamadım acaba diye düşünüyorum kimi zaman. Fırsat mı? Bulamadım. ya da ne bileyim elim mi gitmedi kaleme kağıda. Hiç biri değil biliyorsun. Bir türlü nasıl ifade edebileceğimi bilemedim duygularımı sana. Hiç beceremedim zaten kalbimden geçenleri aktarmayı karşımdakine. Dün oğlanın okulunda karne törenine katıldığımda, küçükler basketbol takımı olarak kazandıkları kupayı hava kaldırışlarında göğsümün kabarması neden oldu aslında bütün bunlara. Sırf o yüzden okuyamayacağını bildiğim halde yazayım dedim, bir nevi kendi kendini tatmin duygusu.

Bunca zamandan sonra hala alışmadım yokluğuna. Kabristana gelip doğru dürüst ağlayamadım bile hala. Ama biliyorum artık daha da iyi, her baktığımda aynaya karşımda gördüğüm iri, (kimi zaman kirli) sakallı yüzün büyük bir kısmında senin yansıman var. Anlamsız belki ama senin gözlerini görüyorum oğlumun yüzüne dikkatli baktığımda. Oğlum diyorum sevdiceğim. 99 yılında başlayan misafirliği bir süre önce tamamen kalıcı hale geldi artık. Biliyorum sevinecektin yaşasaydın, Türkiye’nin Mahkeme tasdikli sayılı babalarından biri olduğumu duyduğunda.

Senin farkına bile varmadan gösterdiğin/öğrettiğin doğrulardan sapmadan yürümeye çalışıyorum güzel kadınım. Senin öğrettiğin doğuları, oğluma aktararak yaşatmaya çalışıyorum adını. Senin kadar iyi başarabilecek miyim? Hayatı öğretmeyi çocuğuma, çok emin değilim aslında. Umarım becerebilirim sevdiceğim.

Ne zamandır söylemediğimi bal gibi biliyorum aslına bakarsan, bunun için utanmamda gerekmiyor. Her sensiz geçen günde yokluğunu hissetmekten nefret ediyorum,

Seni çok seviyorum.

“Mektup” için bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.